Klavuzu Apo,Kaptanı Obama,Rotası Kandil Olan Gemiye Binilmez.

22/10/2009 · Kategori: Yazarlar


Açılım açılım,aylardır gündemimizi meşgul ediyor bu konu,tarihi fırsat,aman yılbaşına kadar çözelim.Kürt açılımı,demokratik açılım,milli birlik açılımı...Açılımın ne olduğu ve kimin kontrolünde yürüdüğü yavaş yavaş ortaya çıkıyor.Açılıma balıklama atlayan Sazan pardon Sezen hanım açılıma karşı çıkanların iki cihanda lekeli olacağını söylüyordu,herhalde bir türlü açılamayan  açılımı hepimizden iyi biliyordu!Hülya Avşar'ın görüşlerine tahammül edemeyip,soruşturma açılırken,Türkiye uzmanı!,reklam yıldızı Kevin Costner'ın görüşlerinden medet umuldu.Hülya Avşar halbuki çok doğru şeyler söylüyordu;memenin ucunu gösterip çekmek olmaz,siz dediniz diye dağdakiler laylaylom diye inmez dedi.

İşte indi dağdan geldi bir grup,kahraman gibi,bir madalyaları eksikti,üzerlerinde PKK üniforması,sözüm ona barış için gelmişler.Savcılar,hakimler ayağına gittiler,hemen suçsuz olduklarına karar verdiler.Ya terör örgütü mensubu olmak suç olmaktan çıktı ya da PKK suç ve terör örgütü sayılmıyor.Terör örgütü üyesi olmak suç değilse ,Atatürkçü,vatansever insanlar suç oluşturan hiçbir terör eylemine karıştıkları tespit edilemediği  halde aylardır Ergenekon terör örgütü üyesi olmaktan tutuklu ama bölücü terör örgütü mensupları hiçbir pişmanlık bildirmedikleri halde pişmanlık maddesinden serbest bırakılıyor.Teslim olmaya değil Türkiye'yi teslim almaya gelmişler,savaş kaybetmişiz gibi şartlar koşuyorlar,barış için yapılması gerekenleri dikte ediyorlar,liderimiz Apoyu dikkate alın,o çağırdı geldik,onun yol haritasını uygulayın diyorlar.Vatanını milletini seven insanlar içeride neyle suçlandıklarını bilmeden yatarken bu ülkeyi bölmeye çalışan teröristler şipşak salınıyor,bu nasıl adalet,bu nasıl hukuk?

Terörün açılım yaparak biteceğini sanmak ya gafillik ya da halkı kandırmaktır.Talepler bitmez,işte bölücübaşı yol haritasını koydu:Kendi eğitimimizi,kendi savunmamızı,kendi dini örgütlenmemizi,kendi savunmamızı,kendi meclisimizi kuracağız,Kürdistan ve Türkiye ortak vatan olacakmış,bunun adı da üniter devlet olacakmış.Apo ya üniter devletin ne olduğunu bilmiyor ya da herkesle kafa buluyor.Çiller'e Abdullah Çatlı için bu vatan için kurşun sıkan da kurşun yiyen de şereflidir dedirten,eski milliyetçi,AKP milletvekili Özlem Türköne'nin eşi Zaman gazetesi yazarı AKP yalağı Mümtazer Türköne,Apo'yu paşa yapalım diyor.Bu milletin şehitleri unutacağını ve herşeyi kabul edeceğini düşünüyorlar,utanma,sıkılma yok,dönek,rezil ve terbiyesiz adamlar,aydın geçinip akıllar vermeye kalkıyorlar,sürece karşı çıkanları da ırkçı,faşist,savaştan yana diye yaftalıyorlar;psikolojik operasyonla onların seslerini susturmaya çalışıyorlar.PKK'lıların kahramanlar gibi karşılanıp devlet tarafından hürmetle ağırlanışından görüldü ki açılım PKK ve DTP'nin kontrolüne girmiş.

Klavuzu Apo,kaptanı Obama,rotası Kandil olan gemiye binilmez,o gemi batar ve Türkiye'yi bir milim ileri götürmez.CHP ve MHP'nin bu gemiye binmemekle ne kadar doğru yaptıkları ortada,bu tarihi vebalin ortağı ve sorumlusu olmak istemiyorlar.
Başbakan sürece CHP'yi katmak için çok uğraşıyor,çünkü kendi suçuna ortak ve yandaş arıyor.Daha önce onunla görüşmek zaman kaybı,cibiliyetsiz,kökü bereketsiz dediği Baykal'la görüşmek için can atıyor.Tecrübeli bir siyasetçi olan Deniz Baykal da çok doğru yaparak bu oyuna gelmiyor,çıkmaza giden yolda yol arkadaşlığı yapmıyor.

Kürt açılımı derken ardından Ermeni açılımı başladı,yakında Kıbrıs açılımı olacak;çünkü Obama istedi,büyük ABi söyledi.Türkiye stripriz yapmaya başladı,şu anda Türk filmindeki gibi annem göster ama elletme dedi diyor ama bir  açmaya başladın mı kapatması çok zor olur,derin tahribat yaratır.

Arda Girgin

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Baykal nasıl 'milli' oldu? Yılmaz Özdil

11/10/2009 · Kategori: Yazarlar

Baykal nasıl 'milli' oldu?


Bugün “milli” maç var.

Ama, futbol yazısı değildir bu.

*

“Kadere bak” yazısıdır.

*

Galatasaray'da başladı, Rizespor'da oynadı, Göztepe'de, Siirt'te, Fenerbahçe'de, Gençlerbirliği'nde, Konyaspor'da, Samsunspor'da, Trabzonspor'da oynadı, “Anadolu'da ayak basmadık” yer bırakmadı, şimdi Ankaragücü'nde oynuyor... Adı, Ceyhun.

*

Hayatını futbola verdi...

İlk kez milli takıma çağırıldı.

*

Kim çağırdı?

Fatih Terim...

Kim o?

Ceyhun'u taaa yıllar önce “defterden silen” ve Galatasaray'dan gönderen hoca.

*

“Bana lazım değil” demişti.

“Ona gerek yok...”

*

E bakıyoruz bugün...

Arda kart cezalısı, oynamayacak.

Emre kart cezalısı, oynamayacak.

Maç hayati.

Terim sıkıştı...

Ceyhun'a sarıldı.

*

Harcadığı kurtarıcısı o, onun.

*

Büyük havalarla gezerken, içine düştüğü durumdan kurtarsa kurtarsa “Ona gerek yok” dediği adam kurtarabilir çünkü.

*

Ve, bakıyoruz...

Fatih Terim'in siyaset sahnesindeki versiyonu olan başbakanımız, “Ona gerek yok” diye defterden sildiği, “cibilliyetsiz” dediği Baykal'a mektup yazmış, “zat-ı âliniz” diyor, kibarlıktan kırılacak, “Birikimlerinizden istifade etmek arzu ve niyetindeyim” filan diyor.

*

Büyük havalarla gezerken, içine düştüğü durumdan, kurtarsa kurtarsa “İki koyun güdemez” dediği adam kurtarabilir çünkü. 

Hürriyet

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Osmanlı Hanedan Mensupları-Lale Şıvgın

9/10/2009 · Kategori: Yazarlar


Osmanlı Hanedan Mensupları 



 OSMANLI Hanedanı’nın reisi, yani Osmanoğlu ailesinin en yaşlı şehzadesi olan Osman Ertuğrul Efendi’nin vefatı tüm gözlerin Osmanlı Hanedanı’na çevrilmesine neden oldu. 600 yıl boyunca üç kıtada hüküm sürmüş bir hanedanın günümüzdeki temsilcileri neredeydi? Ne yapıyordu ve hangi şartlarda yaşıyordu? Bu soruları cenaze sonrası İstanbul’da bir araya geldiğim hanedan mensuplarına sordum.
Sultan Abdülhamid’in 4. göbekten torunları olan Orhan Osmanoğlu, Adile Nami Osmanoğlu Tarz ve Orhan Osmanoğlu’nun oğlu Yavuz Selim Osmanoğlu ile hem cenazeye hem de günlük yaşamlarına ilişkin sohbet ettik. Öncelikle şunu söylemeliyim ki hepsi de son derece mütevazı insanlar. Üstelik yıllarca yaşadıkları sürgün hayatına rağmen, memleketlerine küskünlükleri yok. Aksine, çok ciddi bir Türklük bilincine sahipler. Bazı konularda tartışırken, milliyetçi damarları kabarıyor. Yine de kameralar önünde siyaset konuşmaktan kaçınıyorlar. Tek istedikleri ailenin, siyasete malzeme yapılmaması. Bunun için de azami gayret sarf ediyorlar. Orhan Osmanoğlu siyasete bulaşmamak için oy bile vermediğini söylüyor.
Aile reisi nasıl seçilecek?
ORHAN Osmanoğlu, Ertuğrul Efendi’nin vefatı nedeniyle ailenin yeni bir reise ihtiyaç duyduğundan bahsediyor. 1924’te alınan sürgün kararı neticesinde ailenin bir kısmı Avrupa’da, diğer kısmı ise Ortadoğu’da yaşadığı için aile içinde bir kopukluk olduğunu, ailenin bir arada tutulabilmesi için de bir aile reisine ihtiyaç duyduklarını belirtiyor. Orhan Osmanoğlu, reislik müessesesi için, ailede bir oylama ya da şura yapılmadığını, ailenin en yaşlı isminin otomatikman aile reisi olduğunu söylüyor. Ancak ailedeki en yaşlı kişilerin çeşitli rahatsızlıkları var. Beyazıt Osmanoğlu rahatsızlıkları nedeniyle bu görevi yerine getiremeyeceğini açıklamış. Bu durumda gözler en yaşlı ikinci kişi olan Dündar Efendi’ye çevriliyor. Ancak Dündar Efendi de sekiz yıldır evden dışarıya sadece Cuma namazları için çıkıyor. Duyma sorunu var, dizlerinden de rahatsızlık yaşıyor. Eğer o da çekilirse, ailenin en yaşlı üçüncü ismi olan Harun Efendi’nin ismi gündeme gelebilir. Aile içinde yapılacak son görüşmeler neticesinde Orhan Osmanoğlu’nun babası olan Harun Efendi’nin aile reisliğine geçmesi söz konusu olabilir.
Atatürk’ü başımızın üstünde taşırız
HANEDAN mensuplarına Cumhuriyet Türkiye’sine ve Atatürk’e nasıl baktıklarını da sordum. Orhan Osmanoğlu, oğlu Yavuz Selim Osmanoğlu ve Adile Nami Osmanoğlu hep bir ağızdan Atatürk’e duydukları saygıyı dile getirdiler. Orhan Osmanoğlu Atatürk’e ilişkin sorularımı çok net cevapladı: “Biz Osmanlı ahlakı almış bir aileyiz. Mustafa Kemal’i başımızın üstünde taşırız. Kendisi hakkında ne laf söyleriz ne de söylettiririz. Hanedan sürgüne gönderilmeseydi, belki de kıyıma uğrayacaktık. Bugüne kadar Mustafa Kemal’in defalarca büyük bir kumandan olduğunu söyledik. Ama hep bu soruyla karşılaşmaktan bıktık. Neden samimiyetimize inanmıyorlar?”


Tercüman

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

2012-Altemur KılıçYeniçağ

7/10/2009 · Kategori: Yazarlar




"2012"

Yıl  2012... AKP İktidarının 10.  yıldönümü... Askerden  “arındırılmış” Geçit resminde, Mehteran takımı geçiyor... Ve Cumhuriyetin Başı Abdullah Gül konuşuyor, konuşmasını şöyle tamamlıyor:  “Ne Mutlu Farklıyım diyene” ... Ve hep bir ağızdan 10. Yıl marşı:  “Çıktık açık alınla on yılda her açılımdan... Başta bütün Avrupa ve Amerika’nın saydığı Erdoğan... ” 
19 Mayıs bayramı yok; yerine 3 Kasın 2002, AKP’nin iktidara geliş yıldönümü kutlanıyor; spor şenliklerinde diz kapaklarının altına kadar uzun siyah donlarla gençler, jimnastik hareketleri yapıyorlar!..
Anayasanın ilk üç maddesinin değiştirilmesinden sonra, devletin adının, “2. Türkiyeliler Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesi düşünülüyor! “Anayasal vatandaşlara” artık “Türk”  denmiyecek, “Türkiyeli” denecek! “Türkler”  alt kimliklerden biri!  “İkinci Cumhuriyet” te, AKP-DTP ve Cemaatler arasında, iktidar kavgası başlamış!  “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak” sözü de değişiyor. “Halklar - Eyaletler ve Tek Bayrak”. Ancak, o “Tek  Bayrak” artık Avrupa Birliği Bayrağı... Türk Bayrağı, turistik otel kapılarındaki ülke bayraklarından biri...  “İstiklal Marşı”  kaldırılmış. Yerine, Bethovenin 9. Senfonisi çalınıyor.. Fakat, Türkiye için, bir özel marş için yarışma açılmış; “Irkıma” sözcüğünü   kullanmamak şartıyla!.
Öyle görünüyor ki yeni  “Cumhuriyetin” Başkanlığına, Recep Tayyip Erdoğan seçilecek.. Arınç da aday ama pek şansı yok!


Yeni Türkiye haritası
Türkiye, yeni haritasında eyaletlere bölünmüş, doğusu, Büyük Kürdistan ve Büyük Ermenistan arasında paylaşılmış. Türkler batıda bir köşeye, Sevr ve Ralph Peters haritalarına göre sıkıştırılmış!  AB’den İstanbul’un “Uluslararası Metropol” olması, Boğazların Uluslararası kontrole tabi tutulması, AB gündeminde! Fakat Yunanlılar, eski adıyla, “Constantinople” a talipler. AB’de lobi yapıyorlar!



Ordu
Türk Ordusunun, kaleleri zapt edilmiş, ağır silahları elinden alınmış, ama hafif silahlarıyla, askerler, bazı makam kapılarında nöbet tutuyorlar, merasim kıtaları olarak, görev yapıyorlar... Büyük kısmı, AB’nin çıkarları için kullanılacağı lejyonerler olarak kışlalarında bekliyorlar. Hava ve Deniz kuvvetleri de, sadece NATO emrinde!. “Türk Yıldızları” masraf oluyor diye, ilga edilmiş!



Mustafa Kemal
Mustafa Kemal’in resimleri, depolara hatıra olarak kaldırılmış... Heykelleri, büstleri,  “başka hiçbir ülkede böyle olmaz” diye yıkılmış.  “Atatürk”  adı, caddelerden, hava alanlarından vb kaldırılmış! Okul kitaplarında, artık Atatürk yok!
Anıtkabir arkeoloji müzesine çevrilmiş yıkılması düşünülüyor. Yerine büyük bir cami yapılması projeleri var! 
 Bazı aydınlar, “Mustafa Kemal Türk Büyüklerindendir” demek lütfunda bulunurken, ötekiler, “Deccalın” mezarını kazıp, toprak olmuş kemiklerini bile ortadan kaldırmayı tasarlıyorlardı. Ama Atatürk’ün lahuti, mozolesi, kırılmış, en altındaki mezarı boş! Bazı vatansever Atatürkçü gençler mezardakileri, gizlice kaçırmışlar ve yurdun bir köşesine, gömmüşler, saklamışlar!
George Orwell adlı İngiliz yazarının 1949’da tahmin ettiği 1984 çoktan geçti. Ve tahmin ettiklerinin çoğu tahakkuk edeli çok oldu... Bu yazdıklarım, belki, dramatik bir  “gelecek-kâbus” senaryosu. Ancak bütün olamaz dediklerimiz oldukça, en azından kısmen de olsa, gerçekleşmesi, hiç de imkânsız değil!, ama hayallerim, umutlarım da var! ...
“AB istihbaratı”, Bandırma Vapurunun Samsun’a yanaştığını haber almış... İçindekilerin tevkif edilmelerini emretmiş ama yapamamışlar. Vapurdan çıkan “kara kalpaklılar”, Anadolu’nun içlerine doğru “Güneş Ufuktan şimdi doğar” diye, yürümeye başlamışlar.. Ben de Amcam Muzaffer gibi orada, onlarlayım.. Ve o sırada göklerden gelen; gür bir ses: “Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti, Cehennemler kudursa, ölmez nigahbanıyız!”  Ve Koca Tepe’de şayak kalpaklı Mustafa Kemal’in hayali canlanıyor kafamda! Hayal değil mi? İnsanlar, milletler, hayal ettikleri müddetçe, yaşarlar!

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

'Darbeci CHP' vs. 'Cemalist hesaplaşma'

14/7/2009 · Kategori: Yazarlar

-» AKŞAM Oray EĞİN / 'Darbeci CHP' vs. 'Cemalist hesaplaşma' 09-07-2009
-'12 Eylül'de TSK adına iktidara el koyanlar CHP Genel Başkanı'nı içeri atmadılar mı? 12 Mart darbesini yorumlayan Bülent Ecevit 'Bu darbe bize karşı yapıldı' diyerek genel sekreterlikten ayrılmadı mı? 28 Şubat muhtırasından sonra CHP mi iktidar oldu, yoksa başkaları mı? (...) İnsaf kardeşim! İnsaf! CHP ne zaman darbeci oldu?'

 

Bir gün Radikal gazetesinin yazılı olmayan yayın ilkeleri açığa çıkarsa, içlerinden bir madde kuşkusuz 'Her koşulda ve şartta CHP'yi yıpratmak' olacaktır. Elbette, gazetenin çıkışında böyle resmi bir yayın politikası yok ancak yıllar içinde bu gazetenin gizli bir misyonu haline geldi.

 

CHP ve Deniz Baykal hiç mi iyi bir şey yapmamıştır, her zaman dövülmeli ve saldırılmalı mıdır? Onlara göre evet. Doğrusu, basındaki bu kadar saldırıya rağmen solun her zamanki oy oranını hala alabilen CHP'yi kutlamak gerek. AKP'ye yönelik saldırılar CHP'yle eşit yoğunlukta olsa, tahammül sınırları pek de geniş olmayan Başbakan Erdoğan kesin bir 'öfke kontrolü' problemi yaşardı.

Radikal gazetesinde 'Nasıl olursa olsun da CHP'ye vuralım' mantığının ürünü iki skandal manşet vardı geçtiğimiz günlerde.

 

Biri 'CHP+TSK=İktidar formülü artık geçersiz.'

 

Bir diğeri de 'Nihayet Baykal da darbe karşıtı oldu.'

 

Önceki gün Cumhuriyet'ten Ali Sirmen, Vatan'dan da Hikmet Bila bu cahilce manşetlere tepki gösterdiler. Bakın 'İnandırıcılık sorunu' başlıklı yazısında Sirmen çarpıtılan tarihi nasıl hatırlatıyor:

 

'12 Eylül'de TSK adına iktidara el koyanlar CHP Genel Başkanı'nı içeri atmadılar mı? 12 Mart darbesini yorumlayan Bülent Ecevit 'Bu darbe bize karşı yapıldı' diyerek genel sekreterlikten ayrılmadı mı? 28 Şubat muhtırasından sonra CHP mi iktidar oldu, yoksa başkaları mı? (...) İnsaf kardeşim! İnsaf! CHP ne zaman darbeci oldu?'

Hikmet Bila ise daha eskileri yazmış:

 

'27 Mayıs 1960 darbesinden önce ve sonra darbecilerin CHP'yi ve Genel Başkanı İsmet İnönü'yü hedef alan niyetlerini de buna ekleyebilirsiniz. 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe girişimlerini yapan, silahlı kalkışmayı başlatan darbecilere karşı, Ankara'nın sokaklarında çatışmalar sürerken, İnönü'nün nasıl kelle koltukta mücadele ettiğini de ekleyebilirsiniz. Biraz daha geriye giderseniz, İnönü'nün, elindeki ordu gücüne rağmen, 1950 seçimlerinde kaybettiği iktidarı, (aksini önerenleri elinin tersiyle itip) nasıl devrettiğini de ekleyebilirsiniz. CHP'nin bugünkü Genel Başkanı Deniz Baykal'ın 12 Eylül darbecileri tarafından nasıl sürgün edildiğini de ekleyebilirsiniz.'

 

Görüldüğü gibi çok basit bir tarih bilgisiyle bile Radikal'in manşetlerinin nasıl gerçeği çarpıttığı ortaya çıkıyor. Demek ki Radikal gazetesi bu en basit tarih birikiminden yoksun insanlar tarafından çıkartılıyor.

 

Ya da... Düpedüz art niyet var.

 

Amaç tarihe uygunluk değil ki, CHP'ye, TSK'ya vurmak...

 

Birileri belli ki böyle uygun gördü, böyle buyurdu...

 

Sonuçta Radikal'i çıkartan kişi de ağabeylerinin yanında maç yapmasına izin verilmiş bir amatör çocuk olduğundan onlar ne derse onu yapar. Tek derdi çömezi olduğu Hasan Cemal ve Okay Gönensin ağabeylerinin onun sırtını sıvazlaması ve 'Bravo evlat' demeleri.
Hasan Cemal nasıl düzenli olarak CHP ve günümüzde moda olduğu için TSK'ya vuruyorsa, çömezi de gazetesini bu misyonun hizmetine sunuyor.

 

'Cemalistler' zaten Cumhuriyet'teki büyük bölünmeden sonra nerede gazetecilik yaparlarsa yapsınlar ilk hedef olarak hep CHP'yi gördüler ve yerli yersiz saldırmaktan çekinmediler.

 

Bunun bir demokrasi mücadelesi ya da ilke adına verilmiş bir savaş olduğu düşünülmesin.
Sebebi son derece kişisel...

 

Cumhuriyet gazetesindeki büyük bölünmede, vazo kırılırken Erdal İnönü ve Deniz Baykal 'Cemalistlerin' değil, İlhan Selçuk ve arkadaşlarının safını tutmuştu. Nefret o günlerden kalma...

 

Ne hesaplaşmaymış görüyorsunuz...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Hido'dan Kobe'ye Jeneriklik BlogVideo

10/6/2009 · Kategori: Spor

Hidayet Türkoğlu,Nba final serisi son maçında Kobe Bryant'a öyle bir blok yaptı ki Kobe arkadan şaşkın bir şekilde bakakaldı,Hido'nun nereden geldiğini anlamadı.Hidayet Kobe'nin arkasından sinsice geldi ve topu elinden adeta ağaçtan elma alır gibi rahatça aldı.Hidayet'in bu basketi maça uzatmaya taşıdı.Hido'nun muhteşem performansı ve liderliğiyle takımı maça ortak etmesine rağmen Orlando sahadan yenik ayrıldı.Hidayet maç sonunda hem Kobe'nin hem de Lakers fanatiği Jack Nicholson'un övgüsünü aldı.
Bihaberport

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Sayın Cumhurbaşkanım Sakın Onayla mayın

7/6/2009 · Kategori: Siyaset

 
Son günlerde bir kaç tane magazinle ilgili haber koyduk diye magazine kaydık eleştirisi aldık.Bu haberler Türkiye'nin en büyük gazetelerinde de manşet olan haberlerdi.Siyasetteki çürümüşlükten ,kokuşmuşluktan,düzeysizlikten bıktık,ayrıca sınavlar nedeniyle siteyle yeterince ilgilenemedik,ama tabii ki güncel olayları takip etmeye devam ettik.Bu siteyi dikkatle okuyanlar bu sitenin siyaset ağırlıklı olduğunu ancak spor ve hayata dair  güncel olayların da bulunduğunu görürler.Yine öyle olacak çizgimiz değişmedi,değişmeyecek,değişmez.

Mayın temizleme diye tartışılan meselenin aslı toprakların 44 yıllığına kiralanmasıdır.Şehit kanıyla sulanmış vatan toprağını 44 yıllığına İsrail'e peşkeş çekeceksin,yap işlet devret,oh ne ala memleket.Demirel   Davos'tan sonra   demişti,faturayı çıkartırlar, nasıl olduğunu anlamazsın  diye;One Minute'in faturasını çıkartıyorlar.Burası sınır bölgesi,askeri bölge,sivillerin bile girmesi askeri makamın onayına bağlı,sen buraya ne hakla  İsraillileri sokuyorsun.


    Özelleştirmeye ideolojik olarak karşı değilim,tam tersine yanayım,ekonominin rasyonelliği için gerekli olduğunu düşünüyorum;ancak  bunlar  satacak  ,peşkeş çekecek,altın yumurtlayan karlı  kurum kalmayınca toprakları satmaya kalkıyorlar.

Toprak ve tarım reformu yapılmalıdır,bir bakan bu verimli olmaz dedi,be sayın bakan hadi sosyal fayda,sosyal maliyet,sosyal devlet,sosyal adalet,sosyal karlılık,sosyal barış gibi kavramlarla aran iyi değil ama orada yapılacak tarım ve toprak reformunun yaratacağı istihdam ve üretim artışı da mı sana göre verimli değil.60 milyon dolar uçak alacak para buluyorsunuz da mayın temizleyecek para mı bulamıyorsunuz.

Birilerinin bu topraklarda nedense gözü var,hep kullanmak istiyorlar,ABD askerlerini konuşlandırmak istiyor,İsrail,satın almak istiyor.İsrail için vaat edilmiş olan,kutsal olan toprakları siz ne hakla İsrail'e veriyorsunuz.Babanızın çifliği mi bu topraklar,kimin toprağınu kime veriyorsunuz.Başbakan diyor ki paranın dini imanı olmaz,paranın olmaz sayın başbakan ama toprağın olur,para kutsal değildir ama toprak kutsaldır,çünkü üzerinde şehit kanı vardır.

İktidar    destekçisi dinci basında bile(Fettullahın) Zaman Gazetesi dışında) bu yasa eleştiriliyor,Ahmet Taşgetiren Bugün gazetesinde yazdı One Minute'in diyeti mi   diye,Hakan Albayrak Yeni Şafak'ta yazdı;İsrail 'i eleştirmek faşistlikse başbakan Davos'ta faşistin önde gidenidir.Paçavra Vakit gazetesinde bile mayın tasarısı daha önce Meclisten geçirilmediğinde hükümet sağduyulu davrandı dedi. Tabanda bile bu kadar tepki varken,nedir bu ısrar?! Davos olayından sonra    yazmıştık, bu tepki samimi değil,hamasi kahramanlık,yerel seçime yönelik şov diye ,o günkü konjonkütrde bunu pek anlatamamıştık.Üzülerek görüyoruz ki haklı çıktık,haklı çıkmak istemezdik,keşke bu tepki ve duyarlılığın arkasında durulsaydı da biz de alkışlasaydık,One Minute deseydik.Şimdi onlardan   Davos olayından sonra ne özürler dilenmiş,ne sözler,ne vaatler verilmişse yerine getiriliyor.Bu arada biz mayınların nasıl temizleyeneceğini tartışırken PKK mayın döşemeye,şehitler vermeye devam ediyoruz.Tarihi fırsat yakaladık,hiç bu kadar çözüme yaklaşmamıştık! dense de ne bir çözüm var,ne terör durmuş durumda.


Neyse  haklı olarak diyeceksiniz ki yazıyı uzat mayın,konuyu saptır  mayın.Özetle şunları söyleyelim:
Sayın  cumhurbaşkanım sakın onayla mayın.Noter ol mayın,bu yasayı imzala mayın.
Bu yasa onaylansa da ,Anayasa mahkemesinden geçse de sevgili halk;bu yasayı uygulat mayın,tepkisiz kal mayın,koyun ol mayın.

Arda Girgin


Aslan Başbakan,son kahraman!
Dik Duruş Asıl Nerede,Kime Gösterilmeli?
One Minute Mon cher!

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Türkiye'nin En Seksi Kadını Seçilen Didem Erol'dan İlgin

5/6/2009 · Kategori: Yasam





Habertürk'te Saba Tümer'in programına konuk olan Didem Erol, kadın-erkek ilişkileri üzerine yaptığı konuşmalar ve verdiği ilginç tavsiyelerle ekran başındakileri kısa süreli bir şaşkınlığa uğrattı. Saba Tümer ve Didem Erol, bir gece önce Kenan Doğulu'nun doğum günü partisinde karşılaşarak konuştuları bazı konuları ekrana da taşıdılar. İşte ikili arasında geçen o ilginç diyaloglar:



Didem: Aşk biraz acıyla beslenen bir şey. Çok kolay elde ettiğin şeye o kadar bağlanmıyorsun.
Saba: Biz dün geceden beri, müthiş bir sohbet içerisindeyiz.
Didem: Çok güzel de bir laf söyledim. Onun terbiyelisini söyleyeyim mi?
Saba: Terbiyelisini nasıl söyleyeceksin?
Didem: İngilizcesini söyleyeyim.
Saba: İngilizcesini söyle de sonra Türkçe'ye çevirirken terbiyeli bir şekilde söyle.
Didem: Terbiyeli bir şekilde söyleyeyim, RTÜK'ten kapanmayın. (Erol önce deyimi İngilizce olarak söyledi ve daha sonra devam etti)... Yani ya tuvaletini yapacaksın ya da tuvaletten kalkacaksın. Terbiyelisi. Yani bunun arası yok. Fazla oyalayan adamlara böyle denir. Belli bir yaştan sonra. 20'li yaşların başında gönlümün keyfine bakarım, eğlenirim dersin ama şimdi artık 30'lu yaşlara gelince, özellikle de anne olmak istiyorsan çok fazla oyalanmaya gelemiyorsun. Şimdi ben bu yaşta bir adamı oturup 3-5 yıl beklemem.

Didem Erol'un birbirinden seksi fotoğraflarının galerisi için tıklayın...


Saba: Sen dün bana o lafı söyledin ya.
Didem: Sen çektin mesajı.
Saba: Erkek arkadaşıma çektim. Bir kaç tane mesaj çekmiştim, 2 tane. Hiç birine cevap vermedi, buna verdi.
Didem: Ne dedi? Ben çoktan kalktım...
(Sohbetin bu kısmında ikili gülme krizine giriyorlar)
Saba: Kendi kendimize gülüyoruz..
Didem: Şimdi erkekler de uyandı kardeşim. Diyorlar ki biz bedava süt alıyorsak ineği niye satın alalım. Öyle de bir durum var. O yüzden arada süt vermeyi keseceksin.
Saba: Didem, çok komik kadınsın sen.
Didem: Arada bir görüneceksin, arada bir süt vereceksin, o süte bağımlı hale getireceksin ki onu çektiğin zaman adam 'Allah Allah' diye kalacak böyle.
Saba: İnek sağmadan çekeceksin. Sen peki bu lafı hiç kullandın mı bir cümle içinde?
Didem: Çok kullandım canım.
Saba: İşe yarıyormuş valla.
Didem: Yarıyor tabi, çünkü kısa hisseden, kısa şeyden giriyorsun olaya, ne ben oturup 3-5 yıl seni mi bekleyeceğim canım! Ben seviyorum demişim. Sen seviyorsan ya karşımda dur adam gibi ya da yok ol....
(...)


Televizyon Gazetesi

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

"Türkiye'nin seks filmine ihtiyacı var"

29/5/2009 · Kategori: Yasam

"Türkiye'nin seks filmine ihtiyacı var"
Bülent MAKAR
29.05.2009
Fatma Girik, hasta yatağında çarpıcı açıklamalarda bulundu: "Sapıklığın azalması için seks filmi çekilmeli. Bazı diziler ise saat 24.00'ten sonra yayımlansın çünkü pek farkları yok"
Emektar sinema oyuncusu Fatma Girik geçtiğimiz günlerde yüksek ateş şikâyetiyle hastaneye kaldırılarak sevenlerini üzmüştü. Kimsenin korkmaması gerektiğini söyleyen ve sadece damarlarındaki iltihaplanma nedeniyle tedavi olduğunu belirten Girik, hastane odasında bizi başında beresiyle karşıladı.
* Rahatsızlığınız nasıl?
Bomba gibiyim. Şu anda kendimi iyi hissediyorum. Ama tahlil sonuçları gelince daha iyi olacağım. Damarların iltihaplanması, kilo kaybına yol açıyor. Ama çok şükür korkulacak bir şey yok.

*Bugüne kadar kaç film çektiniz?
Çok değil: 52 yılda sadece 200 tane. Benim için çok az bir rakam bu.

* Son günlerde beğendiğiniz bir oyuncu var mı?
Mahsun Kırmızıgül'ü çok beğeniyorum. Çok güzel filmler yaptığına inanıyorum. Özellikle "Beyaz Melek"i izlediğimde o kadar çok duygulandım ki. Aferin ona! Üstelik Mahsun'u hiç tanımam. Şarkılarındaki gibi; yıkılmadı ayakta. Takdir ediyorum.

* Son zamanlardaki dizilerin senaryolarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
"Aşk-ı Memnu," "Yaprak Dökümü" gibi diziler tam bir Türk klasiği. Zamanında yapılmış iyi ya da kötü. Ama senaryoyu sapıtmanın bir alemi yok ki! Bu, oynayanın değil senaryolaştırırken saçmalayanın hatası. Romanı yazan insanların torunları, çocukları esere sahip çıkmalı.

DİZİLER AİLECE İZLENMİYOR
* "Yaprak Dökümü"nün bir versiyonunda siz oynadınız?
Yıllar önceydi. Semiramis Pekkan kızlardan biriydi, ben de diğer kızdım. Ama bizim oynadığımızla bunun alakası yok. Romana bağlı değilsiniz bari adını "Yaprak Dökümü" koymayın. Bence Türkiye'de seks filmlerine de ihtiyaç var. Seks filmi demek illa ki "Allah kahretsin bu ne ya" demek değil. Seks filmleri yapılsın ki sapkınlıklar azalsın.

* Seks filmlerine neden ihtiyaç duyulsun ki?
Çünkü eskiden seks filmleri belli başlı birkaç sinemada oynuyordu. İsteyen oraya gidiyordu. Neticede herkesin farklı izleyicisi var. Hiç olmazsa sapkınlıklar engelleniyordu. Bence buna da ihtiyaç var. Bence Türkiye'de bazı diziler de gece 24.00'den sonra yayınlansın. Çünkü onların tarzı da çok farklı değil. Çocuklar, gençler olumsuz etkileniyor. Seksi çocuklar okullarda öğrenmeliler.

* Mehmet Aslantuğ "Bana gelen senaryolar aile yaşantıma uygun olmadığı için kabul etmiyorum" demişti. Siz bu açıklamayı doğru buluyor musunuz?
Doğru söylemiş. Herkesin hayatta bir duruşu vardır. Televizyondaki diziler artık ailelerin birlikte izleyecekleri diziler olmaktan çıktı. Çünkü ailecek oturup izleyemiyorsun.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!